30 Ekim 2011 Pazar

VERİ MADENCİLİĞİ NEDİR?

    Veri madenciliği, eldeki verilerden üstü kapalı, çok net olmayan, önceden bilinmeyen ancak potansiyel olarak kullanışlı bilginin çıkarılmasıdır. Bu da; kümeleme, veri özetleme, değişikliklerin analizi, sapmaların tespiti gibi belirli sayıda teknik yaklaşımları içerir.
   Temel olarak veri madenciliği, veri setleri arasındaki desenlerin ya da düzenin, verinin analizi ve yazılım tekniklerinin kullanılması ile ilgilidir. Veriler arasındaki ilişkiyi, kuralları ve özellikleri belirlemekten bilgisayar sorumludur. Amaç, daha önceden fark edilmemiş veri desenlerini tespit edebilmektir.
   Veri madenciliğini istatistiksel bir yöntemler serisi olarak görmek mümkün olabilir. Ancak veri madenciliği, geleneksel istatistikten birkaç yönde farklılık gösterir. Veri madenciliğinde amaç, kolaylıkla mantıksal kurallara ya da görsel sunumlara çevrilebilecek nitel modellerin çıkarılmasıdır. Bu bağlamda, veri madenciliği insan merkezlidir ve bazen insan – bilgisayar arayüzü birleştirilir. Veri madenciliği sahası, istatistik, makine bilgisi, veritabanları ve yüksek performanslı işlem gibi temelleri de içerir.
   Veri madenciliği konusunda bahsi geçen geniş verideki geniş kelimesi, tek bir iş istasyonunun belleğine sığamayacak kadar büyük veri kümelerini ifade etmektedir. Yüksek hacimli veri ise, tek bir iş istasyonundaki ya da bir grup iş istasyonundaki disklere sığamayacak kadar fazla veri anlamındadır. Dağıtık veri ise, farklı coğrafi konumlarda bulunan verileri anlatır.

23 Ekim 2011 Pazar

SİLİKON VADİSİ VE BLUE BOX

    Silikon Vadisi:
    
 Silisyum Vadisi, Güney Kaliforniya'daki San Francisco vadisinin bir parçası olan San Jose vadisine verilen isimdir. Bu ismin sebebi ise bölgede yoğun olarak üretim ve geliştirme faaliyetinde bulunan silikon kırmık (yonga, İng:chip) üreticileridir.
Sonradan, yüksek teknoloji ile ilgili sektörleri ifade etmek için kullanılan isim olmuştur. Çünkü pek çok bu tip firmanın merkezi ve/veya çıkış yeri burasıdır. Bunlara örnek olarak; Intel, Cisco, Google, HP, Maxtor, Apple, Microsoft, Oracle, Nvidia, ATi Facebook, Mozilla  Facebook sayılabilir.
    


 Blue Box:
     Yüksek maliyetlerden kurtulmanın en güzel yoludur. Blue box arkaplanda düz fon kulanımı ile video çekildikten sonra yada anlık video işleme ile arkaplandaki düz fonun silinerek istenilen arkaplanın(gökyüzü,tv studyoları,ucaklar,dağlar vb.) yerleştirilmesi işlemidir.Sinema yapımcıları bu teknoloji sayesinde dünyanın 4 bir tarafını gezerek film çekmekten kurtulmakta ve stüdyodan dışarı bir adım atmadan bütün filmi çekebilmektedirler.Arkaplanda kulanılıcka renk ise saf mavi yada saf yeşil renk olmalıdır. Bunun nedeni bu 2 rengin yeterince doygun olmaları ve gelen ışığı istenilen biçimde geri yansıtabilmesidir. Yeşil fonmu yoksa mavi fonmu sorusunuz yanıtı ise sizin projenizin içeriğine bağlıdır.
 







.


     



Eskiden parlak mavi, şimdilerde ise parlak yeşil olan, kamera çekimlerinde, çekim sonrası montaj yapılmasına imkan sağlayan fon; çekim sonrası, mavi olan yerleri slip yerine istenilen şey eklenerek sanki başka bir yerdeymiş izlenimi verilir.



Hava durumu sunan spikerler de böyle mavi bomboş fonlaırn önünde anlatır dururlar, sonra o mavi fonun yerine hava durumu haritası monte edilir. canlı olarak da montaja imkan verir.

                                                                                                 Bi görüntü çekiyorsun kamerayla mesela. Kadrajda bi adam var.
Arkasındada yeşil ya da mavi bir fon var. Sonra bu görüntüye chroma key uygulayıp yeşil ya da mavi alanları etkisiz hale getiriyorsun (transparan oluyo yani)Sonra bu transparan alanlara başka görüntü ekleyebiliyorsun.
Örnek: Hava Durumları, Superman vs..
  
   Greenbox ve Bluebox'un renkleri nedir ? yani RGB kodlarını nedir ?
   greenbox için, bluebox için,
    r : 0 r : 0
    g : 255 g : 0
    b : 0 b : 255
    renk aralığı çıkartma işlemidir yapmak istediğiniz tek bir ton değildir bluebox. ayrıca genel ismi blueboxtır red yada green olması bir şeyi değiştirmez.green box aynı anda bir depolama kutusu olarak geçiyor. asıl ismi bluebox.

   Yeşil ya da mavi rengin seçilme sebebi, bu rengin yaklaşık olarak olması gereken değeri işaret eder.insan ten rengine zıt renkler... Bu nedenle kesin bir RGB değer olduğunu sanmıyorum.
Herhangi bir açık yeşil kullansanda yada doğada bulunmayan başka zıt bir renkte aynı olacaktır.

 
  BLUE BOX EFEKTİ
  1977 yılında çekilen ilk Star Wars filminin, efekt dünyasında bir çığır açmasını sağlayan şeylerin başında kullandığı Blue box tekniği gelmektedir. Peki, Blue box nedir ve neden kullanılır?Blue box tekniği, gerçekte yapılması imkansız ya da çok yüksek maliyetlerle çekilebilecek sahneleri stüdyo ortamında gerçekleştirmek amacıyla geliştirilmiş bir tekniktir. Örneğin Superman’in gökyüzünde uçtuğu sahneler, bu teknik ile çekilmiştir.
 
   Blue box efekti uygulanırken, düz mavi bir fonun (perdenin) önünde çekilen film sahneleri, montaj aşamasında istenilen arka planla değiştirilir. Yani oyuncu boş bir perdenin önünde bir ovaya bakarken, daha sonra bu teknikle ovaya koskoca bir ordu yerleştirilir. Günümüzde sadece filmlerde değil haber programları, hava durumu bültenleri gibi pek çok yerde kullanılmaktadır. Her akşam elinde çubukla aslında hava durumu haritası üzerinde bize bilgi aktaran sunucunun gördüğü tek şey mavi bir fondur. Daha çok parlak yeşil ve mavinin tercih edildiği bu tekniğin kullanılabilmesi için oyuncuların üstünde ve kullandıkları dekorda mavi ve yeşil rengin bulunmaması gerekir.


            
  





                        





                




   

16 Ekim 2011 Pazar

YENİ NESİL (MOUSE) FARELER

Microsoft'dan Yeni Nesil Fareler

    Microsoft Donanım Grubu Fare teknolojisinde çarpıcı bir değişim yaratan BlueTrack teknolojisi ile desteklenen yeni ürünler, kullanıcının ekranda daha rahat çalışmasını sağlayacak.
    Firmanın donanım grubunun uzun yıllar üzerinde çalıştığı BlueTrack teknolojisi, farelerin hemen her çeşit yüzeyde kusursuz bir şekilde çalışmasını sağlıyor.
    Bu teknoloji kullanan yeni nesil fareler ise Wireless Mobile Mouse 3500, Wireless Mouse 2000 ve Comfort Mouse 4500, adını taşıyor.
    Wireless Mobile Mouse 3500 adlı ürün, dizüstü bilgisayarla kullanım için Bluetrack ve nano alıcıya sahip olacak.  Comfort Mouse 4500 ise ilk kablolu BlueTrack faresi olarak piyasaya sunuluyor.


           
    BlueTrack teknolojisinin bir diğer özelliği ise artık mouse pad'lerin de hükmüne son verecek olması. Microsoft, bu serideki farelerinin granit mutfak tezgahında, isterse herhangi bir masanın ahşap yüzeyine kadar her türlü ortamda çalışacağını iddia ediyor.
                       
   Wireless Mobile Mouse 3500, bilgisayarların istenirse USB yuvasında sürekli takılı kalabilen minik bir Nano alıcı/verici ile geliyor. Wireless Mouse 2000 modeli de minik bir alıcı/vericiye sahip, kullanıcı fareyi başka bir yerde kullanmak istediğinde aktarıcıyı farenin altındaki yuvaya oturtarak yanında gezdirebiliyor.
    Ergonomik tasarımı sayesinde, keskin kenarları yuvarlatılmış olan ve her iki yanında yumuşaklık hissi veren lastik tutma yerleriyle rahat bir kavrama sağlayan bu modellerin avuç içindeki varlığı asla hissedilmiyor.
    
       Yeni nesil fareler;
   
              1)  


                                                   

                           2)     
              3)
                                

                                      4)

                            5)

                                                                     
                            6)

          
                                             
                        
         Multi dokunmatik fare teknolojisi [BT] 

     
                                            
           Multi touch yani birden çok noktalı dokunmatik teknolojisini destekleyen yeni nesil cihazlar farklı tasarımlarıyla dikkat çekiyor. Yeni ürünlerin en önemli özelliği ise düğme gibi bölümlere sahip olmamaları. Şimdilik konsept aşamasında olan ürünler FTIR, Orb ve Cap gibi isimlere sahip.

Kapasitif teknolojisine sahip yeni nesil cihazların aynen iPhone benzeri bir kullanım deneyimi sunuyor. Yeni nesil fareler geleneksel rakiplerine göre farklı kullanım özelliklerine sahiptir.

9 Ekim 2011 Pazar

internetin tarihçesi

internetin tarihçesi
165404 kez okundu.
İnternetin köklerini 1962 yılında J.C.R. Licklider'in Amerika'nın en büyük üniversitelerinden biri olan Massachusetts Institute of Tecnology'de (MIT) tartışmaya açtığı "Galaktik Ağ" kavramında bulabiliriz. Licklider, bu kavramla küresel olarak bağlanmış bir sistemde isteyen herkesin herhangi bir yerden veri ve programlara erişebilmesini ifade etmişti. Licklider 1962 Ekim ayında Amerikan Askeri araştırma projesi olan İleri Savunma Araştırma Projesi'nin (DARPA - Defense Advensed

Research Project Agency) bilgisayar araştırma bölümünün başına geçti. MIT'de araştırmacı olarak çalışan Lawrance Roberts ile Thomas Merrill, bilgisayarların ilk kez birbirleri ile 'konuşmasını' ise 1965 yılında gerçekleştirdi.

1966 yılı sonunda Roberts DARPA'da çalışmaya başladı ve "ARPANET" isimli projesi önerisini yaptı. ARPANET çerçevesinde ilk bağlantı 1969 yılında dört merkezle yapıldı ve ana bilgisayarlar arası bağlantılar ile internetin ilk şekli ortaya çıktı. ARPANET'İ oluşturan ilk dört merkez University of California at Los Angeles (UCLA), Stanford Research Institute (SRI), University of Utah ve son olarak University of California at Santa Barbara (UCSB) idi (Gromov, 1998).

Kısa süre içerisinde birçok merkezdeki bilgisayarlar ARPANET ağına bağlandı.

1971 yılında Ağ Kontrol protokolü (NCP-Network Control Protokol)ismi verilen bir protokol ile çalışmaya başladı. 1972 yılı Ekim ayında gerçekleştirilen Uluslararsı Bilgisayar İletişim Konferansı (ICCC- International Computer Communications Conference) isimli Konferansta, ARPANET'in NCP ile başarılı bir demontrasyonu gerçekleştirildi. Yine bu yıl içinde elektronik posta (e-mail) ilk defa ARPANET içinde kullanılmaya başladı. NCP'DEN daha fazla yeni olanaklar getiren yeni bir protokol,

1 Ocak 1983 tarihinde İletişim Kontrol Protokolu (Transmission Control Protokol/ internet protokol - TCP/IP) adıyla ARPANET içinde kullanılmaya başladı. TCP/IP bugün varolan internet ağının ana halkası olarak yerini aldı.

1980 yılların ortasında Savunma Bakanlığı'na bağlı (DoD) Amerikan askeri bilgisayar ağı, ARPANET'ten ayrıldı ve MILITARY NET adı ile kendi ağını kurdu. 1986 yılında Amerikan bilimsel araştırma kurumu 'Ulusal Bilim Kuruluşu' (NSF), ARPANET için ülke çapında beş büyük süper bilgisayar merkezi kurulmasını içeren kapsamlı bir öneri paketi öne sürdü. ARPANET Amerikan hükümetinin sübvansiyonu ile NSFNET olarak düzenlendi. 1987 yılında yeniden düzenlediği internet yapılanması planı ile NSFNET yedi bölgesel nokta üzerinde 1.5 Mb/s (daha önce 56 Kb/s idi) güçlü bir omurgayı işleteceğini duyurdu.

NSFNET Merit olarak adlandırılan Michigan Eyaletindeki üniversitelerin organizasyonu ile NSF'in yaptığı bir anlaşma doğrultusunda işletilmeye başlandı. NSFNET'in işletilmesine bir süre sonra Merit'in yanında ABD'nin dev bilgisayar firması IBM ve haberleşme firması MCI dahil oldu. NSFNET'in işletilmesine yönelik 1990 yılında oluşturulan bu birlik 'İleri Ağ Hizmetleri' (ANS-Advance Network Services)olarak adlandırıldı.ANS'nin kuruluşu süreci ABD'de 1990'lara kadar devlet desteğinde gelişen internet omurgasının özelleştirilmesi sürecinin de başlangıcı olmuştur.

1990 yılında NSFnet ile özel şirketlerin ortak işletmesi ile başlayan özelleştirme
süreci, 1995 yılı mayıs ayında NSF'nin internet omurga işletmeciliğinden tamamen çekilmesi ile tamamlandı. 1995 yılından itibaren ABD internet omurga işletimi
tamamen özel işleticilerinin elindedir.

Internet‘e çeşitli şekillerde, başlangıcından 1994 yılı sonuna kadar 110 ülke, 10,000 bilgisayar ağı, 3,000,000 dan fazla bilgisayar ve 25 milyonu aşkın kullanıcı bağlanmıştır. Bu sayı, Web Sayfası kavramının kullanıma girdiği 1995 yılı içinde büyük bir patlama göstermiş ve 60 milyon’a ulaşmıştır. Bu sayının 1996 yılı içinde de, her ay yüzde 10 artması beklenmekteydi. Ve şu an Türkiye' de 5 Milyon, Dünyada toplam 300 Milyon İnternet kullanıcısı olduğu sanılıyor. Görüldüğü üzere Internet büyük bir hızla dünyanın her köşesine din, dil, ırk ve ülke ayrımı yapmadan erişmektedir. Şu an yeni yüzyılın en büyük iletişim ve reklam araçlarının başında gelmektedir.